Skip to: Site menu | Main content

AHMET GÜNBAŞ

ÖZGEÇMİŞ


1953, İzmir doğumlu. E.Ü. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu mezunu.Yazmaya, Demokrat İzmir gazetesinin 'Edebiyat ve Sanat' sayfasında başladı. Üniversite yıllarında bir şiirinden ötürü yargılandı ve aklandı.1976 Martında Hüseyin Yurttaş, Ali Rıza Ertan ve M. Kadri Sümer ' le birlikte Dönemeç dergisini kurdu. Şiirin yanı sıra eleştiri, deneme ve yergileriyle görünen Günbaş, son yillarda kitap tanıtım yazılarıyla adını duyurdu. Agora ve Ünlem dergilerinin de kurucuları arasında bulunan Günbaş, uzun süre edebiyat yaşamından uzak kaldı.

Şiirde; 1979 Yılı Hasan Tahsin Şiir Yarışması ile 1998 Yılı ibrahim Yıldız Şiir Ödülü' nde ( Göçkün 'le) mansiyon, Mülkiyeliler Birliği Vakfınca 2000 yılında düzenlenen Sinasi Özdenoğlu Şiir Yarışması ile 2002 yılında Bursa-Osmangazi Belediyesince gerçekleştirilen ' Bursa' konulu Ahmet Hamdi Tanpınar Şiir Yarışması'nda üçüncülük aldı. Aynı yıl Aşk Boyu Sürgün kitabıyla Behçet Aysan Şiir Ödülü' nü paylaştı. Ayrıca Salihli Şiir İkindileri Güz 2004 buluşmasında emek ödülü olarak nitelenen Dionysos Şiir Ödülü 'yle ödüllendirildi. Eleştiride ise; 1982 yılında Yarın dergisinin ortaya koyduğu Gençlik Ödülleri 'nin ' Şiir Elestirisi' dalında başarı ödülüne değer görüldü. 2003 Yılı Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri ikinciliği de başarıları arasındadır.

  Yazarın bugüne değin yayımlanan şiir kitapları; Evren Mapusanesi ( 1974), Gecenin Neresindesin? (1986), Göçkün (1997), Sulardan Sonra ( 1999), Mustafa Kemal'ler Erken Büyür (Çocuklar için bir Kurtuluş Savaşı destanı denemesi, 2000), Aşk Boyu Sürgün (2001 ), Çağlaçakır (2004) İpek Yarası (2006), Göğ Ekini Biçmiş Gibi (2007) adlarıyla okura ulaştı.

Erken ölümlü şair Ender Sarıyati 'nin şiirlerini Ölüme Direnen Şiirler (2000 ) adıyla yayıma hazırlayan Günbaş, yine erken ölümlü şairlerden Ali Rıza Ertan ' in düzyazılarını da Sevgi Notları (2006) adıyla bir araya getirdi.

 

Aynı zamanda Miço Diye Biri (2002) adlı bir gençlik romanına imza atan Günbaş'ın diğer romanı "Yitik Göl" (2007)

Ahmet Günbaş, günümüz dergilerinde yazmayı sürdürüyor.

 

 

KIŞ SAYIMI

(Ateşi bölüşüp dağılmıştık

Yollarda kor izleri )

Sahi biz kaç kişiydik kış öncesinde
camların buğusunda eriyen çentik
Çay mi içtik kahve mi, ne kaldı telvesinde
esrik miydik değil mi, nasıl yollandık eve

( Ateşi bölüşüp dağılmıştık )

Huylandım kuşlarımı saydım epeyce eksik
Meğer ormanın kalesi vurulmuş ürkmüş geyikleri
Bahçem çökmüş gürültüyle kimse görmeden
Buz kırarmış durmadan yalnızlığın elleri

( Ateşi bölüşüp dağılmıştık )

Bundan böyle bir ad bulacağım kuşlarıma
Dönmezlerse keseceğim yeminden şiirinden
Islak çamaşırlar fırlatacağım balkonuma
İlk cemrede patlayacak çılgın kardelen

( Ateşi bölüşüp dağılmıştık )

Keşke birimiz tutsaydı defteri )

 

Ç İ T

Çitlerden geçemiyor çocuk
Güneşi bir yana koydular şafağı bir yana

Çitlerden geçemiyor çocuk
Anneyi bir yana koydular kucağı bir yana

Çitlerden geçemiyor çocuk
Uykuyu bir yana koydular yatağı bir yana

Çitlerden geçemiyor çocuk
Oyunu bir yana koydular oyuncağı bir yana

Çitlerden geçemiyor çocuk
Buğdayı bir yana koydular başağı bir yana

Olan oldu o sarışın tarlaya
Olan oldu o sarışın tarlaya

Sulara da kıydılar insafsızca
Deryayı bir yana koydular ırmağı bir yana

 

 

ÇAKIL TAŞLARINA DAİR

İki çakıl taşı verip barıştıralım
ucu yanık suları
İki çakıl taşı da karşıdan
magrur adımlarla çıksın yola
Alt tarafı iki çakıl taşı
suyun yasını tutan
Boş durmayın bu ara
Karıştırın rasgele ığrıpları balıkları
karıştırıp dolaştırın birbirine
Öyle bir dolaştırın ki
zorda kalsın İskender'in kılıcı
Ne zeytin incinsin bundan sonra
ne de girin defnelerin gözden düşmüs tacı
Herkes kendine uygun bir rüzgâr bulsun
Masmavi atlarla koşalım hedefe

İki çakıl taşı be kardeşlik
alt tarafı iki çakıl taşı!..
aşkların körfezinde yıkanadursun
-          kan izlerinden uzak -

Resmi tarih geçiyor bak
Haydin serefe!

 

GÜLEÇ SONSUZ

Seni ayıklıyorum saç-baş dolaşık
Bindirilmiş rüzgârların uğultusu

Soluğunda bir tazelik ferahlik
Yağmurdan sonraki toprak kokusu

Sana geliyorum kan-ter içinde
Peşimde gözü kara sevdalılar ordusu

Duruşun ne güzel derinliğinde
Şiir şiir çağıldayan bengisu

Sensin sözü kaza kaza yonttuğum
Bir tünelin güneş gören uykusu

Senlibenli olduğum güleç sonsuzum
Kollarında bir bulutum çocuksu

 

 

ARASTA

Hodri meydan! dedim düş kasabına
Gülün sabrı buraya kadar

Ya geri ver yağmalanmış içtenliğimi
ya da sarıl kınkanatlı bıçağına

Dedim de indirdim kepengimi
Günleri küredim kül hesabına

Arastada kan var!

 

BURSA SARHOŞU

Yolların yalvacı gitmeye kalkar
İndirir dağını Bursa akşamı
Çünkü ipeğin de bıçağı var
Davranır tez elden içtenliğine
Gül şaşkınlığıyla yaralar adamı
Dört döner başında çinili kuşlar
Sürükler suları gök erimine

Bu kent ki benzersiz eşkiyadır
Şiiri kement gibi kuşanalı
Üç zamanlı kaftanıyla dolaşır
Asla toz kondurmaz asiliğine
Tuğrası çiçekli erguvan dalı
Konuğu Nâzim'dır sevdası ağır
Anlatır hasreti son dirimine

 

Bir çınarla şenlenir yorgunluğun
Kolları upuzun anaç bir çınar
Yatarsın kucağında yüzükoyun
Fink atar gölgesinde binbir efsane
Bırak düşaynanı rüzgârın olsun
Anılara bakar bakar hışırdar
Külleri eklenir küllerine

Dost bahsinde durak Arapşükrü'dür
Bencileyin yıkılmaz Bursa sarhoşu
Kadehinden ne yağmurlar dökülür
Kıskanır gümbürtüsünü Tophane
İncelir ossaat Maksem Yokuşu
Bir aşk düşürürsün çimlenir büyür
Setbaşı'nda buluşmamız bahane